top of page
  • Talita Yaltırık

BECKMANN’IN KALABALIK SESİ: ‘KAPILARIN DIŞINDA’



TALİTA YALTIRIK


Wolfgang Borchert ölümünden önce yazdığı savaş karşıtı manifestoda teker teker toplumun çeşitli kesimlerine ve “yeryüzünün dört bir yöresi”ne seslenir: “…,yapacağın tek bir şey var. Hayır de!” (1)  Borchert’in bu seslenişi Yolcu Tiyatro tarafından sahnelenen Kapıların Dışında oyunu ile bugün yeryüzünün savaşın yanı başındaki bir yöresinde duyuluyor, barış mücadelesine ses veriyor. Borchert, İkinci Dünya Savaşı dönemi Almanyası’nda Nazi rejimine başkaldıran savaş karşıtı görüşleri sebepli tutuklanmış, hapsedilmiş ve zorla savaşa gönderilmiş bir yazar. Kapıların Dışında ise 26 yaşında ölen yazarın hayatının savaş sonrası hastalık içinde geçen kısa döneminde yazdığı, Behçet Necatigil tarafından Türkçeye çevrilmiş antimilitarist bir oyun. 


Oyunun ana karakteri Beckmann savaştan döndüğünde eski hayatına dair hiçbir şeyi aynı bulamayan ve savaştan önceki hali ‘Öteki’ Beckmann ile çatışmalar yaşayan, bu çatışma ile hatırlamak ve unutmak, rüya ve uyanıklık, yaşam ve ölüm arasında gidip gelen bir karakter. Beckmann’ın  “oyun sürüp giderken sık sık kolunu çimdiklemesi gerek; çünkü uyanık mı, yoksa rüya mı görmekte bilmiyor.” (2) (s. 26) Beckmann uyumak istiyor, savaşta ona ‘sorumluluğu verilen’ ‘on bir’ kişinin sorumluğunu Binbaşı’ya ‘geri vermeye’ çalışıyor ki uyuyabilsin, fakat rüya ile uyanıklık arasında gidip gelen Beckmann’ın hatırlamaya dayalı gitgelleri ve ‘sorumluluğu’ savaş sonrası rast geldiği farklı karakterlerin kayıtsızlığı ile karşılaşıyor.  


Oyundaki Ölüm kişisi “Hiçbiri, saatlerin hiçbiri duracak değil ya.” derken savaşın ‘bittiğini’ düşünen bu karakterler ile onların ‘zamanının’ dışında kalmış ‘hatırlayan’ Beckmann’ın ‘zamanı’ arasındaki çatışma Pervin Bağdat, Burak Üzen ve Emre Can Sancar’ın oyunculukları ile seyirciye hissettiriliyor. Pervin Bağdat ve Burak Üzen Beckmann’ın savaş sonrasında karşılaştığı birden fazla karakteri usta geçişlerle canlandırarak bu karakterler ile Beckmann arasındaki mesafeyi farklı ama benzer yerlerden görmeye olanak sağlıyor.

Oyun boyunca Beckmann karakteri savaştan kalma gaz maskesi gözlüğü ve asker kıyafetleriyle sahnede. Beckmann’ın kıyafetleri “sivil hayatın civcivli devresi”nde ‘tuhaf’ bulunuyor ya da  dehşet ve ürperti ile karşılanıyor.  ‘Ütülü’ ve ‘temiz’ üniforması ile oturma odasında oturan Binbaşı karakteri Beckmann’a kıyafetlerinden kurtulmasını söylüyor ve birlikte ‘savaş oyunu’ oynadığı ‘Binbaşının Karısı’ karakteri gaz maskesi gözlüğünü gördükçe üşüyerek Beckmann’dan gözlüğünü çıkarmasını istiyor. Ne Binbaşı ne de Binbaşının Karısı, ellerindeki kumandalar ile ‘oynadıkları’ ekrandaki savaşı Beckmann’ın acısı ve gerçekliğinde görmek istiyor. Ekrandaki savaş öncesinin takım elbiseli ‘Öteki’ Beckmann’ı ile çatışan sahnedeki Beckmann için ise üzerinden atamadığı kıyafetleri ve onsuz görmekte zorlandığı gözlüğü adeta Binbaşı’na devretmek istediği ‘sorumluluğu’ gibi kendisinden ayrılmaz halde. Öyle ki Beckmann Kız karakterinin ısrarı ile giydiği harpten dönemeyen askerin ceketi içinde boğulup eski ıslak ceketine dönmek istiyor. Binbaşı’nın onu kıyafetlerinden uzaklaştırma teklifini reddediyor ve kaçıyor. Beckmann, kendisine zorla giydirilen ‘asker kıyafetlerinin’  getirdiği ‘sorumluluk’ ile ne yapması gerektiğini bilemiyor. 


Oyun boyunca devam eden bu çatışma dijital teknolojilerin kullanımı ile güçleniyor. Dekorun, karakterlerin ve ‘Beckmann’ın bir kısmı sahnede bir kısmı ise ekranda görülüyor. Beckmann karakterini canlandıran Cenk Dost Verdi hem ekrandaki hem de sahnedeki Beckmann’ı canlandırmasının yanı sıra sahne üzerindeki incelikli oyunculuğu  ile ekrandaki Beckmann ile sahnedeki Beckmann arasındaki gerilimi ve iletişimi oyun boyunca canlı tutuyor, böylece ekran ve sahnenin oyunun bütünlüğü içinde bir araya gelmesinde önemli bir rol oynuyor.

Oyun üzerine oyunun yönetmeni Ersin Umut Güler ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Tüm bu sözlerden sonra belki de geriye Borchert’in yapyalın bir cümlesi kalıyor:  “…yapacağın tek bir şey var.”  


Ayşe Sarısayın’ın kitabın önsözünde belirttiği gibi oyun İkinci Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl sonra Türkiye’de antimilitarist duruşu sebepli yayımlanma ve sahnelenme konusunda engeller, sahnelendiğinde ise olumsuz tepkilerle karşılaşıyor. (2) Sizi bugün Kapıların Dışında gibi antimilitarist bir oyunu yeniden sahnelemeye götüren koşullar neler? Bu süreçte nelerle karşılaştınız?


Nedeni son derece açık. Bölgede devam eden savaş, iktidarda kalma adına canları hiçe sayıp savaş çığırtkanlığı yapan bir hükümet ve devlet anlayışı, bu savaşlardan büyük ruhsal ve fiziksel yaralarla dönenler ya da hiç dönemeyenler, barış diyenlerin terörist ilan edilmesi... Oyun metni 2. Dünya Savaşı’nın hemen ardında geçiyor. İzlediğiniz oyunda zamanı ve mekanı ortadan kaldırıp herhangi bir zamanda ve mekanda bir savaşın ardında geçiyor oyun. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bu kadar büyük bir yıkımı tek seferde yaşamadı dünya belki ama savaşlar ve yıkım bölgesel olarak hep devam etti. Savaşa hayır demek, barışı dillendirmek bizim için durdurulamaz bir istekti ve bu sorumlulukla çıktık yola.

Oyun metninde Direktör karakteri “Seyirciler gıdıklanmak isterler, çimdiklenmek değil.” der iken, Borchert’in deyişiyle “Hiçbir Tiyatronun Oynamak Hiçbir Seyircinin Görmek İstemediği Oyun”u sahneliyorsunuz. Bunun arkasında nasıl bir tiyatro anlayışı yatıyor? 

Mesela bugünlerde tiyatronun altın çağı zırvalıkları arasında tam da eğlence dünyasının temsil eden direktörün (Sirk Müdürü) dediği ve tarif ettiği gibi bir sanat ve tiyatro algısı yaratılmaya çalışılıyor. Sözde birçok kişinin muhalif olduğu ama sanatsal üretimlerde içeriğin es geçildiği, sahne üzerinde estetik olarak onaylanmış, sorgulamayan ve sorgulanmayan biçim ve kalıpların uygulandığı, star tiyatrosunun pompalandığı, geçmişin hayata dair hiçbir şey söylemeyen, biçimsel olarak hep aynı şeylerin etrafında dönen vodvillerinin modern halleri ile karşı karşıyayız adeta. İçerikleri aynı vodvillerin vazgeçilmez dekor parçası olan kapıları modernize etmiş bugünün altın çağ dedikleri oyunları. Yukarda bahsettiğim şekilde tiyatro yapmak hiç tercihim olmadı. Biçim ve içerik açısından yeninin peşinde olmak hep heyecan verici. Seyircinin pek alışık olmadığı, oyunda kullandığımız 3D mapping teknolojisinin bu oyunun üslubuna uygun olarak kullanılması da öz ile biçimdeki yenilikçi istekleri birbirine bağlayan bir tiyatro anlayışını tarif ediyor aslında. Eğer sanattan ve tiyatrodan bahsediyorsak en kötü yeni en iyi eskiden daha iyidir diyebilirim.

Oyunda “hatırlamak” ile “unutmak” arasında bir gerilim olduğunu düşünüyorum. Bu gerilim Beckmann karakterinin rüya ile uyanıklık, ölüm ile yaşam arasında gidiş gelişleri, hatta bu ayrımların sorgulanabilir hale gelmesiyle, 'savaşın bittiğini' iddia eden karakterler ve Beckmann, ekrandaki ‘Öteki’ Beckmann ve sahnedeki Beckmann arasındaki çatışmalarla canlı tutuluyor. Savaşın  'savaş bittikten' sonra farklı karakterler ve bu karakterlerin günlük yaşamlarındaki farklı yansımaları savaşın mekânı ve zamanını sorgulatıyor. Bu bağlamda sizce ‘savaş’ ile birlikte sıklıkla tartışılan ‘bellek’ kavramı oyunla birlikte nasıl düşünülebilir? 

Oyundaki öteki karakteri aslında Beckmann’ın kendisi ve savaştan önceki halini temsil ediyor dramaturjik açıdan. Oyun bizim kullandığımız teknikle sahnelenmese muhtemelen o karakteri başka bir oyuncu oynayacaktı. Bu haliyle green box çekimleri ve 3d modellemelerle aynı oyuncu yani Beckmannı oynayan oyuncu oynamış oldu öteki rolünü. Oyun boyunca Beckmann-Öteki konuşmalarında evet-hayır, umut-umutsuzluk hâkim. Sahne üstündeki Beckmann bize acılarından bahsedip hayır derken ekrandaki, oyun boyunca perdede gördüğümüz savaşı yaşamamış olan Beckmann bize hep iyi ve umutlu şeylerden bahsediyor. Savaşı ve yıkımı yaşamış sahne üzerindeki Beckmann intihar etmeyi düşünürken Beckmann’ın savaştan önceki halini temsil eden Öteki ise hep umutlu ve hayata tutunmaya çalışıyor. Bu noktada Beckmann’ın bütün oyun zamanı boyunca içinden geçip hayata tutunabileceği bir kapı arayışı sırasında karşılaştığı tiplerin hepsi aslında savaşın sadece savaşanları değil toplumu da yıktığını, değerleri altüst ettiğini çarpıyor suratımıza. Beckmann’ın ve savaşın acılarına karşı kayıtsız kalan bu tipler başlı başına yıkılmış bir değerler sistemini ve toplumu gösteriyor bize. Savaş sanki hiç yaşanmamış gibi davranan, belleksizliği tercih etmiş, savaştan kârlı çıkmış, toplumun farklı kesiminden insanlar. 

Dekorun, karakterlerin ve ‘Beckmann'ın’ bir kısmını ekranda bir kısmını sahne üzerinde görüyoruz. Bu, sahne üstündeki ‘mekân’ ve ‘zaman’ ile ekrandaki ‘mekân’ ve ‘zaman’ arasında bir ayrım olup olmadığını, bu yolla oyunun ‘mekân’ ve ‘zaman’ını sorgulatıyor. Bu teknik oyunun içinden mi çıktı? Sizi oyunun hangi özellikleri bu tekniği kullanmaya itti? İlk olarak radyo tiyatrosu olarak yayımlanmış bu oyunu düşündüğümüzde sizce sahnelenmesinde dijital tekniklerin kullanımı oyunun ‘ritmi’, ‘zamanı’ ve ‘mekânı’ üzerine düşünmede bir dönüşüm yaratıyor mu? Bu tercih sizi oyunu yorumlarken neleri yeniden düşünmeye itti?


Oyun ekspresyonist tiyatro metninin en güzel örneklerinden. Avangard Tiyatro içerisinde değerlendirilen Kapıların Dışında metninde pek çok sürreal oyun kişisi var. Tanrı, Elbe Nehri, Ölüm gibi aslında her biri kavramları temsil eden oyun kişileri ve oyunun üslubu beni dijital teknolojiyi oyunun özüne uygun şekilde çağdaş bir yorumla, farklı estetik arayışların etrafında yeni bir sahneleme tarzına doğru götürdü. Oyun hissettirdi ve bende öyle sahneledim aslında. Zamansız ve mekânsız hale gelen oyunda hem bugünün kodlarını kullanmamızda hem de Beckmann’ın hep başka kapılara yöneldiği serüveninin içerisinde bize hız ve dinamizm kattı bu sahneleme biçimi. Oyundaki gerçeküstü tavrı dijital teknoloji ile estetize etmek hem teknolojinin getirdiği imkânları hem bu imkânların içerisinde teknolojiyi oyunun ve hikâyenin aktarılması için bir şova dönüştürmeden sahnelemek, bütün bu yıkımın ve felsefi cümlelerin içerisinde derdimizi en etkili ve yalın biçimiyle aktarmaya çalışmak bu süreçteki en büyük yenilik ve kazanımdı bizim için. 


Notlar

1. Borchert, Wolfgang. Hayır De! [çev.] Celal Üster. İstanbul : Yordam Kitap, 2017. 1.

2. Borchert, Wolfgang. Kapıların Dışında. [çev.] Behçet Necatigil. İstanbul : Can Sanat Yayınları, 2018. 2.



KAPILARIN DIŞINDA

Yazan: Wolfgang Borchert

Çeviren: Behçet Necatigil

Yöneten: Ersin Umut Güler 

Animasyon Tasarımı, Ses Tasarımı, Post Prodüksiyon: Tufan Dağtekin

Kostüm Tasarımı: Özlem Kaya

Işık Tasarımı: Servet Ergün 

Oyuncular: Cenk Dost Verdi, Pervin Bağdat, Burak Üzen, Emre C. Sancar 

Videodaki Oyuncular: Müzeyyen Durgun, Ersin Umut Güler

Yönetmen Yardımcısı: Serdar Bordanacı

Asistanlar: Emre C. Sancar, Özlem Yılmaz, Turgay Korkmaz 

Afiş-Broşür Tasarımı: Uğurcan Ataoğlu

Oyun Fotoğrafları: Orhan Cem Çetin, Saygın Serdaroğlu



5 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page